Ara

Eyvah, Panik Atak Geliyor!

Pandeminin başlangıcından bugününe dek ya da daha doğrusu normalleşme yoluna girene kadar bir klinisyen olarak en çok artışın olduğunu gözlemlediğim Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları oldu. Ölüm Anksiyetesi, Seperasyon Anksiyetesi, Hipokondriyazis hatta belki yıllar sonra Özgül Fobilerin içerisine eklenebilecek olan koronafobi de literatüre girecekken bu hastalık gruplarından belki de toplum içerisinde en çok bilinen olan Panik Bozukluk nam—ı diğer Panik Atak konusunu tekrardan belki biraz daha detaylı bahsetmek istiyorum…


Sevdiğimiz biri ile yol da yürürken karşılaştığımız da sevinçli, hak etmediğimizi düşündüğümüz bir sonuçla karşılaştığımızda kızgın, bir kayıp durumunda melankolik, ilişkimiz bittiğinde mutsuz ve izlediğimiz bir gerilim filminde korku ve hayatta geleceğe yönelik düşüncelerimizde belirsizlikler ile başa çıkamadığımız da kaygı duygusunu yaşıyoruz.


Bahsettiğim tüm duygular insana ait, sağlıklı düzeyler de her birinin yaşanması gerektiğini söylemeliyim. Ancak her bir duygu çok yoğun şiddette yaşandığı nokta da ise kişinin hayattan keyif almasını önlemeye başlıyor. Yoğun mutsuzluk ve keyifsizlik depresyon, yüksek melankoli bir bitmeyen bir yas, fazla mutluluk ve haz arayışı bağımlılık, yaşanılan korku bir fobi ve yoğun kaygı ise Anksiyete demek…


Kaygı dediğimiz şey aslında sağlıklı olan bir durum. Örneğin, karşıdan karşıya geçerken bir an da araba önümüze çıkarsa hızla kendimizi yolun karşı tarafına atacağız ya da yetiştirmemiz gereken bir proje veya işte yaşadığımız kaygı işe odaklanarak tamamlama motivasyonu açısından bize aynı bir aracın benzini gibi güç verecek. Burada yaşadığımız kaygılar sonuca ulaşmamızda ya da bizi koruyucu bir etkenken; yoğun kaygı yaşanırsa yapacağımız işe hiç başlayamayabilir, girdiğimiz sınavda kaygının yoğunluğu ile tamamlayamayabilir, araç karşımıza çıkarken donup kalabilir yani bizi sabote edecek bir hale dönüşebilir.


Yoğun kaygının başa çıkılamadığı, belirsizliğe tahammülün kalmadığı, nerede ve ne zaman geleceğini kestiremediği insanların hayat kalitesini ve işlevselliğini düşürdüğünde ise yetişkinler için Dünya’da en sık görülen psikolojik rahatsızlık yani Anksiyete Bozukluğu’ na dönüşüyor. En sık görülen türlerinden biri de PANİK ATAK!


Panik Bozukluğun hayati tehlikesi olmamakla birlikte, tedavi edilmezse kronikleşip, yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Alkol, esrar ya da medikal ilaçlara bağımlılığı kolaylaştırabilir, kişiyi sıkıntılı, telaşlı, gergin kısacası bir nevi tetikte olduğu bir duygu duruma sokabilir, birlikte yaşadığı ailesi veya güvendiği yakın çevresinde ki kişiler olmadan dışarı çıkmak, bir şey yapmak istemeyecek kadar başkasına bağımlı hale getirebilir.


Yapılan bir araştırmaya göre Panik Bozukluk hastalarının %34’ünde görülen Agorafobi (Açık Alan Fobisi), bazı kişileri yıllarca evlerinden sırf kaygı gelmesin diye çıkarmayarak, dış dünyadan koparacak noktaya gelmektedir. (Bouton ve ark., 2001). Doğal olarak dış dünyadan kendini izole etmek bir süre sonra kişinin Panik Atağına eşlik eden Depresyon, Alkol Bağımlılığı gibi başka psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirecek ve kişiyi bir kısır döngünün pençesine itecektir.



Panik Atak Döngüsü Nasıl Başlar?


Panik Atak geçiren çoğu kişi için en yıkıcı olanı ilk atağıdır. Sonrasında geçirilen her atak aslında ne zaman bir daha olacak kaygısı ile yaşanır. Kişinin hiç beklemediği bir an da başlayan, birkaç dakika içerisinde üst düzeye çıkan, saatlerce sürüyor gibi hissettiren, yoğun huzursuzluk, kaygı ve sıkıntının eşlik ettiği; en sık nefes alamayacağım, kalp krizi geçireceğim, buradan çıkamayacağım, çıldırıyorum, ölüyorum, kontrolü kaybediyorum galiba gibi düşüncelerle tepe noktaya çıkan bu Panik Atak döngüsünde kişi ne yaşadığını anlamlandıramadığı için kendisini genellikle hastanenin acilinde bulur. Belki bir Diazem vurulur. Ancak acil doktoru kendisine hiçbir şeyi olmadığını, tetkiklerinin sonucunda yaşadığının psikolojik olduğunu ve bir psikolog veya psikiyatriste yönlendirileceğini söyler. Ne kalp krizi geçirmiştir, ne boğulmuştur ne de ölüyordur. Sadece Panik Atak geçiriyordur. Kişi hissettikleri o kadar inandırıcıdır ki; psikolojik bir durum olacağı aklına dahi gelmez, inanamaz, sorunda artık burada başlamaktadır.


Bazı kişiler bu durumun psikolojik olduğunu bilmediği için yıllarca aciller de yatıştırıcılar, onlarca kardiyoloji ve nöroloji de randevular, işine ya da okuluna gitmek istediği hal de atak ya gelirse korkusu ile eve kapanma, yanında güvendiği biri olmadığı sürece dışarısının kendisi için tehlikeli bir hal almaya başlamasıyla hayat kalitesi ve işlevselliği düşmeye bunun sonucunda kişinin panik atağının yanı sıra yatışmak için alkol-madde kullanım bozukluğu, depresyon gibi durumlarda görülmektedir. Bu kişiler artık çantalarında hiç kullanmasa bile ilaçlar, yiyecekler, sular taşımaya başlar, tek başına bir yere gitmek istemez, kendisini en güvende hissettiği alan da yani evinde olmak ister.



Panik Bozukluğun Psikodinamiği


Bundan önceki yazılarımı okuyanlar; id, ego ve süperego kavramlarını hatırlayacaklar. Ruhsallığın sahip olduğu libidinal enerjinin ketlenmesi, kesintiye uğraması gibi durumlar da egonun artık id ile süperego arasındaki dengeyi sağlayamadığı noktada psikolojik rahatsızlıkların temelini oluşturduğunu bahsetmiştim. Psikanalitik Görüş, Anksiyete bozukluklarını ‘kaygı nevrozu’ diye tanımladığını öncelikle söylemeliyim. Freudyen perspektif, kaygının üzerine ilk teorisinin zamanla üstüne ekleyerek kaygının altında yatan nedenleri tanımlaması da değiştirmiştir.


İlk teorisinde Freud, bir nevi bilinçdışına bastırılan id’in arzu ve dürtülerini bilinç düzeyine sızmaya başlamasının, dış gerçeklikte kaygı olarak yansıdığını söylemiştir. Ancak kuramının üzerine ekledikçe fark etmiştir ki; aslında, bastırmanın kaygıya yol açmasından ziyade kaygının bastırmaya yol açtığı şeklinde kuramını yenilemiştir. Kaygının, tehlikeye karşı benliğin verdiği bir sinyal olduğunu söylemektedir.


Panik Bozukluk döngüsünde ise tehdit bir özgül fobideki gibi değildir. Bu durumu Freud Küçük Hans vakasında bilinçdışında kastrasyon kaygısının dış dünya da atlara yönlenmesini o kadar güzel açıklar ki Panik Bozukluğun bu şekilde belirli bir nesne de değil, her yerde ve tekinsizdir. Freud burada, tehlikenin bilinmez olması durumunun, kaygının temelde nesnesiz olmasıyla alakalı olmadığını söyleyerek, kaygının nesne kaybına yönelik bir tepki olduğunu ifade eder. Tehlikeyi bilinmez yapan şey, nesne kaybından sonra yaşanacak olan durumdur. Kaygı bilinçdışı süreçlerde bastırılanın, dış gerçeklikte geri dönüş biçimidir.



Panik Atak Tedavisi


Bu nokta da yapılması gereken en önemli şey vakit kaybetmeden kaygı bozukluklarında uzman bir psikoloğa başvurulmalarıdır. Psikoterapi sürecin bel kemiğidir. Panik atak ile yıllardır sadece ilaç tedavisiyle ilerleyen ve aslında panik atağının iyileşmediğini gören bir çok kişi dediğimi anlayacaktır.


Kaygı Bozukluğu ile gelen her danışanıma derim; ilaç sizi biraz rahatlatacaktır ve eğer çok kemikleşmiş bir durumda ise terapilerde kolaylık sağlayacaktır ancak bilinçdışındaki çatışmaların, bilinç düzeyine panik atak olarak dönüşerek gelmesinin altında yatan nedenler çalışılmadığı sürece panik atak yılla içerisinde hayat kalitesini düşürerek büyümeye devam edecektir. Bu durum aynı bir diş çürüğü gibidir. İlaç, dişin ağrısını dindirmeye ve üst tabakayı temizlemeye yönelik bir sahte dolgudur. Dişin çürümesine ve ağrıya neden olan kökteki meseleler psikoterapi de çözülmedikçe dolgu sadece sizi geçici rahatlatacak, bir zaman sonra düşecek, ağrılarınız tekrardan ve daha şiddetli geri gelecektir. Bu nedenle siz ya da yakınınız da Panik Atak veya diğer kaygı bozukluğu varsa kendiliğinden geçmesini beklemeyin, bir uzmandan destek alın.

Uzman Psikolog & Psikoterapist

Ceren TATAR






KAYNAKÇA

Bouton M., Barlow D. & Mineka, S. (2001) A Modern Learning Theory Perspective on Ethiology of Panic Disorder. Psychological Review. 108: 4-32

78 görüntüleme0 yorum
  • Instagram
  • YouTube
Bize Ulaşın

© 2020 by Uzman Psikolog Ceren TATAR. Tüm hakları saklıdır. Verilerin kopyalanması halinde yasal işlem başlatılacaktır.